Bu yazımızda “Kocaeli’de nasıl yazılır” konusunu tüm detaylarıyla ele aldık. Vienteknoloji sayfamızı takip etmeye devam edin!
Kocaeli’de nasıl yazılır?
Bazen bir şehir adı, sadece harflerden ibaret olmaz. İçinde bir yolculuğu, yarım kalmış bir vedayı, gecenin en sessiz anında boğazına oturan bir düğümü taşır. Benim için Kocaeli de öyle bir kelimeydi. Defterimin kenarına defalarca yazdığım, silip tekrar yazdığım bir soru gibi: Kocaeli’de nasıl yazılır?
Bunu ilk kez kendime sorduğumda Kayseri’deydim. Küçük odamın penceresinden Erciyes’in soğuk siluetine bakıyordum. Dışarıda hayat bildiğim ritminde akarken, içimde başka bir yere ait olma hissi büyüyordu. O günlerde ne zaman kalbim sıkışsa, defterimi açar, aynı cümleyi yazardım: Kocaeli’de nasıl yazılır?
Sanki doğru yazarsam her şey düzelecekmiş gibi.
Otogarda başlayan eksiklik hissi
Otogara gidişimi hatırlıyorum. Kayseri’nin o ağır, kendine has sessizliği vardı üstümde. Annem “üşütme kendini” demişti. Babam ise her zamanki gibi az konuşmuş, sadece başını sallamıştı. O baş sallayışın içinde hem onay vardı hem de söyleyemedikleri bir endişe.
Otobüs kalkarken içimde garip bir boşluk oluştu. Sanki ben geride kalmamıştım da, bir parçam çoktan önden gitmişti.
Yol boyunca camdan dışarı baktım. Şehirler değiştikçe içimdeki düşünceler de değişiyordu. Bir noktada defterimi açtım ve tekrar yazdım:
Kocaeli’de nasıl yazılır?
Bu kez soru gibi değil, dua gibi.
Sanki o şehirde beni bekleyen bir cevap vardı. Ama hangi sorunun cevabı olduğunu bile bilmiyordum.
Yolda büyüyen sessizlik
Gece ilerledikçe otobüsteki herkes uykuya daldı. Sadece motorun sesi ve lastiklerin asfaltla konuşması kalmıştı. Ben uyuyamadım. Gözlerim kapandığında bile zihnim çalışıyordu.
Kocaeli’yi hiç görmemiştim ama kafamda bir şehir yaratmıştım. Gri binalar, yağmurla ıslanmış kaldırımlar, sürekli çalışan fabrikaların ışıkları… Belki de yanlış hayal ediyordum ama önemli değildi. Çünkü o şehir artık gerçek bir yerden çok, bir his olmuştu.
Ve ben o hisse doğru gidiyordum.
İzmit otogarı: varış değil, başlangıç
Sabah olduğunda Kocaeli’ye vardım. Otobüs kapısı açıldığı anda yüzüme çarpan hava hâlâ aklımda. Nemli, ağır ve yabancıydı. İnsan kalabalığı içinde yürürken herkesin bir yere yetiştiğini hissediyordum. Ben ise sadece oradaydım.
Otogardan çıktığımda ilk yaptığım şey tabelaya bakmak oldu. “İzmit” yazıyordu. O an içimden yine aynı cümle geçti:
Kocaeli’de nasıl yazılır?
Ama bu kez sorunun cevabı dilbilgisiyle ilgili değildi.
Bir taksiye bindim. Şoför kısa kısa konuşuyordu. Ben ise camdan dışarı bakarken şehri anlamaya çalışıyordum. Her şey hızlıydı. İnsanlar hızlı, arabalar hızlı, zaman bile hızlıydı.
Kayseri’de alıştığım o geniş boşluk yoktu burada. Burada her şey birbirine daha yakın ama daha yabancıydı.
İlk gün: iş görüşmesi ve kırılan umut
Geliş sebebim belliydi: bir iş görüşmesi.
Küçük bir ofis binasına girdim. Asansör yoktu. Merdivenlerden çıkarken her adımda biraz daha heyecanlanıyordum. Ellerim terliyordu. Defalarca prova ettiğim cümleler zihnimde birbirine karışıyordu.
Kapı açıldığında karşımdaki insanlar ciddi bakışlarla beni süzdü. O an anladım; sadece bilgi değil, duruş da ölçülüyordu burada.
Sorular soruldu.
Cevaplar verdim.
Ama içimde sürekli aynı düşünce vardı: burada ben eksik bir şeyim.
Görüşme kısa sürdü. Çıktığımda koridorda bir an durdum. Pencereden dışarı baktım. Yağmur başlamıştı. Kocaeli’ye ilk gerçek temasım buydu: yağmur.
Ve içimde bir şey sessizce kırıldı.
O an defterime yazdım:
Kocaeli’de nasıl yazılır?
Belki de “tutunamamak” diye.
Islanan şehir, ıslanan iç dünya
Sokakta yürürken yağmur şiddetini artırdı. Şemsiye almamıştım. Zaten almak da istememiştim. Islanmak, sanki burada gerçekten var olduğumu kanıtlıyordu.
Bir köşede durup insanların geçişini izledim. Herkesin bir yönü vardı. Benim ise sadece durduğum bir anım.
Telefonum çaldı. Arayan annemdi. Açmadım.
O an konuşacak bir sesim yoktu. Çünkü içimdeki ses bile yorulmuştu.
Kocaeli’de yalnızlık: kalabalığın ortasında
O gün bir kahveye girdim. Küçük, köşede bir yerdi. Cam kenarına oturdum. Bu kez defterimi açmadım hemen. Bir süre sadece izledim.
Masalarda insanlar vardı ama kimse gerçekten burada değildi sanki. Herkes kendi düşüncesinin içine gömülmüştü.
Kocaeli hakkında düşündüm.
Bu şehir bana ne söylüyordu?
Belki de hiçbir şey.
Belki de ben yanlış soruyu soruyordum başından beri.
Ama yine de içimde aynı cümle dönüp duruyordu:
Kocaeli’de nasıl yazılır?
Bir kelimenin içinde kaybolmak
Defterimi açtım. Kalem elimde uzun süre bekledim. Yazmak kolay değildi artık. Çünkü yazdığım her şey gerçeğe dönüşüyordu.
Ve ben gerçeğin bu kadar ağır olacağını düşünmemiştim.
Şöyle yazdım:
“Buraya geldiğimde bir cevap bulacağımı sanmıştım. Ama her şey daha çok soru oldu.”
Kalemi bıraktım.
Camdan dışarı baktım. Yağmur hâlâ devam ediyordu. Şehir ıslak, insanlar ıslak, içim ıslaktı.
Gece ve otel odasının sessizliği
Otele geçtiğimde yorgunluk sadece bedenimde değildi. Ruhum da sanki uzun bir yolculuktan dönmüştü ama varamamıştı.
Odaya girer girmez yatağa oturdum. Telefonum tekrar çaldı. Bu kez açtım.
Annem kısa konuştu. Sesinde özlem vardı. Ben ise sadece “iyiyim” diyebildim. O kadar.
Telefon kapandıktan sonra odada sessizlik büyüdü. Bu sessizlik, Kayseri’deki sessizlikten farklıydı. Orada sessizlik huzurdu. Burada ise sorguydu.
Pencereden dışarı baktım. Şehir ışıkları yağmurun içinde dağılıyordu.
Ve ben yine aynı soruyu düşündüm:
Kocaeli’de nasıl yazılır?
İçimdeki Kayseri ve dışımdaki Kocaeli
O an fark ettim. Ben aslında iki şehir arasında sıkışmıştım.
Bir yanım Kayseri’nin tanıdık sokaklarında, çocukluğumun güvenli köşelerinde kalmıştı. Diğer yanım ise Kocaeli’nin yabancı ama çekici karmaşasında kayboluyordu.
Belki de bu yüzden hiçbir yere tam ait hissedemiyordum.
Defterimi açtım son kez.
Bu kez soru yazmadım.
Sadece şunu yazdım:
“Bazı şehirler gidilecek yer değildir. Bazı şehirler insanın içinde açılır.”
Kalemi bıraktığımda içimde garip bir hafiflik vardı. Cevap bulmamıştım ama ilk kez sorunun ağırlığı azalmıştı.
Sabah: gitmek mi kalmak mı?
Buna da Göz Atın: Kocaeli'de kaç öğrenci var ?
Sabah olduğunda karar vermem gerekiyordu. Ya kalacaktım ya da geri dönecektim.
Pencereden dışarı baktım. Yağmur durmuştu. Ama şehir hâlâ ıslaktı. Sokaklar parlıyordu.
Valizimi topladım. Kapıdan çıkmadan önce bir an durdum.
Ve içimden son kez aynı cümle geçti:
Kocaeli’de nasıl yazılır?
Bu kez cevap yoktu.
Ama belki de artık soru olmasına da gerek yoktu.