Yola Çıkmadan Önce İçimde Birikenler
Bazı sabahlar insan uyandığında, günün sıradan geçmeyeceğini hisseder ya… O gün de öyleydi. Kayseri’de dar bir sokakta, pencereden içeri giren soğuk hava yüzüme çarparken içimde tuhaf bir kıpırtı vardı. Sanki uzun zamandır ertelenmiş bir yolculuk sonunda beni çağırıyordu.
Çantamı hazırlarken elimde olmadan defterime baktım. Her şeyi yazan o defter… Kimi zaman öfkemi, kimi zaman sessiz ağlamalarımı saklayan tek yer. O gün tek bir cümle yazdım: “Bir köy var, adını bile tam bilmediğim ama bana bir şeyler hatırlatan.”
O köyün adını o sabah ilk kez bu kadar net düşündüm: Kazancı köyü.
“Kazancı köyü nereye bağlıdır?” diye başlayan merak
Otobüs biletini alırken bile tam olarak ne yaptığımı bilmiyordum. Sadece gitmek istiyordum. İnsan bazen sadece gitmek ister, varacağı yerin haritadaki karşılığından çok, içindeki karşılığını merak eder.
Yolculuk sırasında telefondan tekrar tekrar aynı soruyu yazıyordum: “Kazancı köyü nereye bağlıdır?”
Her aramada farklı sonuçlar çıkıyordu. Türkiye’de birkaç farklı Kazancı köyü olduğunu öğrenince daha da şaşırmıştım. Bir tanesi Karaman’da, biri başka bir ilde… Sanki isim aynı ama hikâyeler farklıydı.
Benim aradığım hangisiydi, bilmiyordum. Ama içimdeki his, sanki doğru yere gideceğimi fısıldıyordu.
Ve sonunda öğrendiğim şey, zihnimdeki karmaşayı biraz olsun dağıttı: Kazancı köyü Türkiye’de farklı illerde bulunan, aynı ismi taşıyan birkaç yerleşimden biriydi. Benim yolculuğum ise Karaman tarafına doğru uzanacaktı.
Otobüs Camından Geçen Hayat
Kayseri’den ayrıldığımda içimde garip bir boşluk vardı. Sanki bir şeyleri geride bırakmıyordum da, kendimin bir parçasını eksiltiyordum.
Otobüs ilerledikçe şehirler değişiyor, ben değişmiyordum ama içimde bir şey yavaş yavaş çözülüyordu.
Yan koltukta oturan yaşlı adam, elindeki tesbihi ağır ağır çekiyor, arada bana bakıp “yol uzun evlat” diyordu. Ben sadece başımı sallıyordum. Konuşacak halim yoktu.
Camdan dışarı baktığımda tarlalar, bozkır, uzak dağ siluetleri… Hepsi sanki bir şey anlatmak istiyordu ama ben anlamıyordum.
Defterimi açtım. Yazmaya başladım:
“İnsan en çok nereye gittiğini bilmediğinde kendini bulur mu?”
O an cevap yoktu.
İlk kırılma: Beklediğim şeyin olmaması
Kazancı köyüne yaklaştığımda içimde büyük bir beklenti vardı. Sanki orada beni bekleyen biri olacakmış gibi… ya da geçmişimden kaçırdığım bir şey geri dönecekmiş gibi.
Ama köye vardığımda gördüğüm şey, hayallerimdeki gibi değildi.
Sessizdi.
Fazla sessizdi.
Sokaklarda yürürken ayak seslerim bile bana yabancı geliyordu. İnsan yok değildi ama azdı. Her şey ağır bir zamanın içinde sıkışmış gibiydi.
O an içimden geçen şey çok netti: hayal kırıklığı.
Bunu saklamadım. Kendime bile.
Köyün İçinde Kaybolmak
Köyün içinde yürüdükçe bir şey fark ettim. Burada kimse acele etmiyordu. Zaman, benim alıştığım gibi akmıyordu.
Bir kapının önünde oturan kadın bana baktı, selam verdi. Gülümsedim ama içimdeki boşluğu saklayamadım.
Köyün bir yerinde küçük bir çeşme vardı. Suyun sesi o kadar netti ki, şehirdeki tüm gürültüyü unutturuyordu.
Ellerimi suya tuttum. Soğuktu. Gerçekti.
Ve o anda içimde küçük bir şey kırıldı. Ama bu kötü bir kırılma değildi. Daha çok, uzun zamandır sıkışmış bir şeyin çözülmesiydi.
Bir çocuk ve basit bir cümle
Biraz ileride top oynayan bir çocuk gördüm. Yanına yaklaştım, oturdum.
Bana baktı, hiç çekinmeden sordu:
“Buraya niye geldin?”
Ne cevap vereceğimi bilemedim.
“Bilmiyorum,” dedim sonunda. “Belki de kendimi bulmak için.”
Gülümsedi. Sanki çok basit bir şey söylemişim gibi.
Sonra o da bana aynı soruyu sordu:
“Sen Kazancı köyü nereye bağlıdır diye mi geldin?”
Bir an durdum.
O kadar net bir soru, o kadar saf bir merak ki… İçimde bir şey kıpırdadı.
“Evet,” dedim. “Sanırım öyle.”
Geçmişle Yüzleşme
Köyde dolaştıkça aslında aradığım şeyin bir yer olmadığını fark etmeye başladım. Bu köy sadece bir başlangıç noktasına dönüşüyordu.
Benim asıl aradığım şey, içimde uzun zamandır susturduğum duygulardı.
Kayseri’den çıkarken taşıdığım o sıkışmışlık, burada yavaş yavaş yüzeye çıkıyordu.
Bir evin önünden geçerken yaşlı bir adamla göz göze geldik. Bana bakışı çok tanıdıktı. Sanki “ben de senin gibi bir zamanlar kayboldum” diyordu.
İşte o an umut hissettim.
Gerçek bir umut.
Bir deftere sığmayan şeyler
Akşamüstü bir ağacın altına oturdum. Defterimi açtım ama yazmak zor geldi.
Çünkü bazı şeyler yazıya sığmıyordu.
O gün ilk kez şunu düşündüm: İnsan bazen cevap bulmak için değil, doğru soruyu bulmak için yolculuğa çıkar.
Benim sorum hâlâ aynıydı: Kazancı köyü nereye bağlıdır?
Ama cevabı artık sadece coğrafi bir bilgi değildi.
Bu köy, benim içimde bir yere bağlanıyordu.
Dönüş Yolunda Değişen Sessizlik
Köyden ayrılırken içimde eski ben yoktu.
Otobüse bindiğimde camdan son kez baktım. Köy küçülüyordu ama içimde büyüyordu.
Sessizce düşündüm:
Bazen insan bir yere gitmez. Bir yer insana gelir.
Kazancı köyü artık sadece bir isim değildi. Bir dönüm noktasıydı.
Ve en önemlisi, içimde bir şeyi değiştirmişti: hayal kırıklığını tamamen yok etmemişti ama onun yanında umut bırakmıştı.
Son düşünce
Kayseri’ye geri döndüğümde defterimi tekrar açtım. İlk sayfaya şunu yazdım:
“Bazı köyler haritada değil, insanın içinde bulunur.”
Ve o an biliyordum ki, artık aynı kişi değildim.
Vienteknoloji sayfamızı ziyaret ettiğiniz için teşekkürler. “Kazancı köyü nereye bağlıdır” hakkındaki düşüncelerinizi bizimle paylaşın!