İçeriğe geç

Anlatıcı zaman nedir ?

Anlatıcı Zaman Nedir?

Bazen sabahları uyanıp, “Bugün ne olacak?” diye düşündüğümde, zamanın geçtiğini anlamıyorum. Hani bir bakmışsın, birkaç saat geçmiş, ama o kadar hızlı bir şekilde kayıp gitmiş ki, “Bu zamanı nasıl harcadım?” diye sorarken, saat kaç oldu bilemiyorsun. Anlatıcı zaman nedir diye sorsalar, ben cevabı bulmak için çığlık atarak bu yazıyı yazmaya başladım. İzmir’in sıcak sokaklarında, evde arkadaşlarla sohbette, o kadar çok şey birikiyor ki kafamda; zaman da sanki onları toparlamak için bir yerlerden gizlice kayıp ediyor gibi hissediyorum.

İçimden “Bunu anlatabilmek için önce zamanı anlamalıyım” diye düşündüm. Ama biraz daha düşündüm ve zamanın ne olduğunu anlamaya çalışmak, beni bu yazıya daha fazla bağladı. Anlatıcı zaman nedir, peki, zamanın kendisi mi anlatıcı? Yoksa onu anlatan ben mi? Bu sorular kafamda dolanırken, insan bir anda her şeyi çok ciddiye alıp, bir saat boyunca düşünmeye başlıyor. O an zaman da yavaşlıyor tabii. Ne demiştik? Hızlı kaybolan zaman…

Anlatıcı Zamanın Dönemsel Anlatıcısı

Zaman dediğimiz şey, hani bazen aklımıza gelenler gibi geçiyor ya; işte bu tam da o an. Zaman bazen bana öyle bir kısıtlamış gibi geliyor ki, o kadar fazla iş var ama hiçbirine başlayamıyorum. Mesela dün, saat 3 gibi uyandım. Yatakta biraz sağa, biraz sola döndüm. Kafamda dönen o binlerce düşünceyi itmeye çalıştım ama bir türlü uyuyamadım. “Zaman!” dedim, “Beni bırak, bir rahat bırak!” Ama o yok, tabii. O kadar kolayca kayıp gitmişti ki, sabah oldu, öğlen oldu, akşam oldu…

Saatin nasıl geçtiğini fark edemedim. O anı anlatan bir anlatıcı olsaydı, muhtemelen şöyle bir şey olurdu:

“İlk başta 3 saniyelik bir sessizlik oldu, sonra kahve içmek için mutfağa gitti ve… derin bir iç çekişle geri döndü. Uykusuzluk koltuğuna yaslanıp, bilgisayarın ekranına baktı. Hala zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştı.”

Zamanı anlatan kişi, bazen geriye dönüp bakarak hep aynı şeyi tekrar ediyor gibi hissediyor. Ama bir yandan da sürekli bir “şimdi” var. Geriye bakmak bu kadar zorken, o “şimdi”yi anlatmak daha da zor!

Zamanın Hızlı Hızı: “Yavaşla Artık!”

Geçenlerde arkadaşlarımla bir kafede oturuyorduk. En sevdiğimiz muhabbetler dönüyordu. Tabii ki de konu en son hangi diziyi izlediğimize geldi. Tam o sırada, biri “Dizi çok güzel, bence zaman harcadım ama…” dedi.

Bir an herkesin gözleri birbirine kaydı. Bu arkadaşımızın zamanla ilgili en büyük kaygısını dinlerken, birden konu üzerine çok düşündüm. “Zaman harcama” konusu gerçekten bana hep garip gelmiştir. Neden? Çünkü zaman sürekli bir şekilde harcanıyor. Hani bazen ne kadar çabuk geçiyor da biz fark etmiyoruz. Kendi kendime düşünmeye başladım, “Zamanı nereye harcıyoruz ki biz?”

Düşüncelerimin yoğunlaştığı anın ardından, arkadaşım bana bakarak, “Ya sen hep düşünüyorsun, gel şuradan bir şeyler ye, zamanla ne yapacağını mı çözeceksin?” dedi. O an tam cevap verecekken, kafamda hızlıca 50 farklı olasılık hesapladım: “Evet, gerçekten zamanla ne yapacağımı düşünüyorum. Zamanı düşünerek geçirebilir miyim?” diye bir soru yansıdı.

Ağır bir düşünce girdabından çıkarken, zamanla ilgili şöyle bir yargıya vardım: Eğer “Anlatıcı zaman nedir?” diye soracak olursak, bu bazen biz olamayız! Zamanın kendi hızında akar ve biz de onun peşinden sürükleniriz. Bir bakarsın, 10 yıl geçmiş, hâlâ bazen “Zaman nasıl bu kadar hızlı geçti?” diye şaşırıyoruz. Oysa zaman, nasıl hızlı geçer?

Zamanın Çekim Gücü: 5 Dakikada Bitirilemeyecek Bir Sohbet

Zamanı anlatan bir anlatıcı, bazen bir şeyin ne kadar uzadığını da betimleyebilir. Benim gibi sabahları uyandığında, bir kahve içmenin bile 15 dakikayı alabileceği bir dünyada, “Zamanı nereye harcıyoruz?” sorusu tekrar dönüp geliyor. Zaman öylesine bir kavram ki, bazen 5 dakikada bitebilecek bir sohbet, saatlerce sürer.

Geçenlerde bir arkadaşım bana, “İzmir çok sakin bir şehir, ama bir o kadar da koşturmalıyız. Ama herkesle sohbet ederken zaman kayboluyor. Nasıl oluyor bu?” dedi. Durup bir an düşündüm. Zamanın kaybolması aslında ne kadar derin bir konu! İnsan bazen kendini o kadar içinde kaybediyor ki, bir muhabbeti 5 dakikada bitirebilecekken, bir anda tüm günü geçmiş sayabiliyor. Mesela o kahveyle yapılan 5 dakikalık sohbet, asla 5 dakikada bitmiyor. Kimse farkında değil ama zaman bazen takılır, geriye doğru kayar. Oysa bu kadar hızlı koşan bir zaman, neden hep kaybolur ki?

İç Sesle Zamanı Sorgulamak

Bir de bu işi tamamen iç sesle yapmak var tabii! “Anlatıcı zaman nedir?” sorusunu sormak, insanı kendi içine hapseder. İç sesim bazen bana “Bunu gerçekten yapmaya değiyor mu?” diye soruyor. Ama zaman geçiyor, ben de bu soruya doğru cevabı verene kadar soruları peş peşe sıralıyorum. O kadar derinlemesine düşünüp, doğru yanıtı bulmak o kadar zor! O an tam cevabı bulmuşken, telefonum çaldı. Zamanın nasıl geçtiğini sorgularken, birden kendimi yeniden başka bir şeyle meşgul buluyorum.

Bir kere bile zamanın geçişini net hissettiniz mi? Geçtiğini fark ettiğinizde bir dakika önce ne yapıyordunuz? “Zamanı nasıl harcadım?” diyen o bir sesin, kafanızın içinde yankılandığını hissettiniz mi? Ben de zaman zaman böyle bir içsel çatışma yaşıyorum. Hem hızla akan zaman, hem de her şeyi sorgulayan bir ben… Sonuçta, zaman hep kayboluyor. Bazen fark ediyorsunuz, bazen de fark etmiyorsunuz.

Sonuç: Zamanın Büyüsünde Kaybolmak

Zaman öyle bir şey ki, hem gerçek hem de hayali. Hızla geçiyor, ama bazen asla geçmeyecek gibi de hissediyorsunuz. Anlatıcı zaman nedir diye soracak olursak, işte her şeyin ortasında zaman kendine özgü bir anlatıcı haline geliyor. Düşüncelerimizle birleştiriyor, anılarımızla kayboluyor.

Belki de zamanın anlatıcısı, sadece yaşadıklarımızı bir araya getiren, geçmişin ve geleceğin arasında kaybolan bir sesi temsil ediyor. Yani zaman, var olduğu her an anlatıcı oluyor, ama biz yine de hep onu anlamaya çalışıyoruz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hipercasino şişli escort
Sitemap
https://tulipbetgiris.org/elexbett.netTürkçe Forum